Türkiye’de Seçim ile Değiştiril(e)meyen Kırmızı Noktalar

Seçim dönemleri bu ülkede hep sancılı geçmiş, geçmeye de devam edecektir. Bu durum, bizim coğrafyamız ve tarihimiz gereği doğamızda var. Bunu artık bu şekilde benimseyip en az zararla atlatmaya bakmamız lazım. Fakat bazı durumlar, gerçekler var ki; göze battıkça içten içe “bu kadar seçim, manifesto mitingleri ne için yapılıyor?” diye söylenmeden edemiyorum. Mesela düşünelim.

Bu seçimler ne işe yarıyor hakikaten?

Filler tepinir, kavga ederken; aşağıda çimenlerin ezilmeye devam ettiği unutulup birbirlerine daha da zarar veren “çalışkan” karıncalarız hepimiz. Seçimler rutin olarak devam ederken karıncaların birbirleriyle derdi hala çözülememiş sanırım. İletişim çağında iletişimsizlik dediğimiz nokta bu olmalı. Seçimler ile ne kazanıyoruz? Yol yapıyoruz değil mi? Her gelen parti yol yapıyor. Bitmeyen yollarımız var bizim. Yollar da yapılmalı ama önce toplum yapısı ne hale geldi diye de bakmadan geçilmemeli bence. Seçimler geçedursun topluma bir bakalım beraber. Bir arabanın yanından geçerken anahtarını çıkartıp hiçbir şekilde kendisine faydası olmayacağı halde boydan boya arabanın boyasını kaldıran, kapıyı çizen bireyin derdini bulabildiniz mi? Bunun siyasetle ne alakası var diyenleriniz olabilir. Madem siyaset ile dini kesimin artıp azaldığı savunuluyorsa bu anahtarcı arkadaşın da siyasi hükümet ile artıp azalabileceği gayet tabii kabul görmelidir. Aksini tartışabiliriz elbet.

Mühendislik ve siyaset arasındaki ilişki nedir?

Ayrıca siyasetten önce bu ülkede ve bölgede bilim / mühendislik de kısırlaştı. Bunu kabul etmeliyiz. Mühendislik fakültelerine öğrencileri doldurmakla mühendislik yapılamaz maalesef. En azından iyi birşeyler çıkaracak nitelikli eleman olmayınca da fail-i meçhul cinayetler de olmayacak. Sevinmeliyiz belki de.

İş bulmak, tatmin edici refah düzeyine ulaşmak, kısacası rahat ölmek herkesin arzu ettiği bir durum. Bu arzunun herhangi bir din, dil ırk vs hiçbir ayırıcı parametresi yok. Olmamalı. Fakat madem o kadar uğraşacağız yıllarca  birşeyler de ortaya çıkarabilmek istemez miyiz? Adaleti savunurken adaletin kelime anlamından uzaklaştırılmak ve bundan rahatsız olmamak da nedir?

Mühendislik fakültelerinden üretim beklemeyin!

Çok açık konuşuyorum. Üretim beklemeyin. Üretecek potansiyeldeki bireyler de zaten siz beklerken çoktan yurtdışına çıkmış oluyor. Örnekleri halihazırda mevcut. Sebebi bu ülkede her alanın siyasetten geçmesinden dolayıdır. Ülkenin eğitimi, bir siyasi kişinin yönetimine verilmesinden daha saçma birşey varsa o da particilikten uzaklaşamayan bu siyasilerin bakanlık yapamıyor olmasıdır. Hadi o süreci gözardı ettik diyelim. Mühendislik okuyan öğrencilerde bir gayret yok. Mesleki olarak birşey yapmamaları, gayret göstermemeleri de çok doğal. Çünkü onlara ve ne yazık ki toplumun ezici çoğunluğuna göre iş bulmak da siyasetten geçiyor. Bugün bir siyasi odağın yanında gidip gelen üniversiteli gençlerin tek umudu o siyasilerin bu kişilere iş vaadinde bulunmalarıdır. Burada öğrencide de büyük suç var. Mesleğine layıkıyla emek verdin de iş mi bulamadın? Yalan. Külliyen yalan. Kolay yoldan para kazanmak istiyoruz diyemiyorlar. Bu arsızlığı onlar da kaldıramıyor demek ki dillendirmeye utanıyorlar. Dini inancı olan kişi bilir ki çalışana hak er ya da geç ulaşır. Fakat Müslüman ülke denilen Türkiye’de din yeterince yüzeyselleşti. Meseleyi dine bağlamak hoş durmadı. Biliyorum. Fakat dinle anılan bir gündemimiz olduğu için tünelin bi ucu ister istemez bu noktaya geliyor.

Son Söz…

Fazla dallandırıp budaklandırmak istemiyorum. Demek istediğim, seçimler ile bizim tarafımızda kayda değer bir ilerleme olmaması. Hala araba anahtarlayan insanlar var, hala sınavlarda belli başarılar elde etmiş insanlar dahi siyasi odaklar aracılığıyla iş arayışı içindeler. Zihinsel felç geçirmiş genç nesiller yetiştirilmiş. Onurundan vazgeçmiş genç nesilleri tepe tepe kullanın.

Yalandan da olsa adet yerini buluyor hocam.

Dipnot: İşbu yazıda sadece mühendislik üzerinden gidilmesinde art niyet yoktur. Tamamen yazarın çevresi ile iletişiminden doğan düşüncelerde yer edinmiş olmasından dolayıdır.

Bu yazı Genel, Kişisel kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Türkiye’de Seçim ile Değiştiril(e)meyen Kırmızı Noktalar için 8 cevap

  1. Mehmet der ki:

    İyi güzel hoş demişssin de hacı…
    Sarı noktalar niye değişmiyor olmalıydı başlık belki de bir noktada!
    Neden mi?
    Çünkü 21. yy teknoloji çağında twitter, youtube kapatılamaz.
    Şöyle düşün orası içersinde her türlü kitabın bulunduğu bir yer. İlahi, bilimsel, sex, cinsel vs vs bunu düşünmeyen insanlar olmadıkça, yolsuzluk pisliği düşünmeyen insanlar oldukça hüloğğğ demeye devam edenler olucaktır. Bakalım sen nasıl bir tepki vereceksin bu yoruma!

    • Bilal Baraz der ki:

      Ben başlığı atarken renk tercihinde seçim haritasının renklerini hiç düşünmemiştim açıkçası. 🙂 Bu da farklı bir bakış açısı. Ben burada belli partilerle ilgili görüş bildirmekten ziyade siyaseti yaşamının odak noktasına koyan, buna mecbur olduğunu zanneden, düşünen(!) üniversiteli gençlere birşeyler anlatmak istedim. “Sen kim oluyorsun da bize akıl veriyorsun?!” diyenler çıkacaktır. Çok mühim bir mesele değil. Önemli olan bence aldığımız eğitime harcadığımız zamanın hakkını vererek, hiçbir lobicilik girişimini düşünmeden mesleki anlamda değerler oluşturabilen, inovatif düşüncelere açık olan berrak zihniyetler haline gelebilmektir. Görüyorum ki bu zihniyetlere de sahip olabilmek ayrıcalık, meziyetmiş. Bahsettiğin kapatma kararları tamamen seçim öncesi kaos ortamı oluşturmak isteyen siyasilerin artniyetlerinin ayan beyan göstergesidir. Daha başka bir açıklaması yoktur. Olamaz da. Bu provakasyon girişimi Rusya’da da aynı şekilde farklı yöntemlerle yeri geldiğinde yapılabilir. Burada fark, bu provakasyonların etkisini bizim topraklarımızda biraz daha fazla hissediyor olmamızdır. Ülkemiz için hayırlısını isteyelim. Biz üstümüze düşen görevi yapalım. Gerisi ise bizi çok fazla bağlamayacağına inanıyorum. Çünkü siyasi konularla ilgilenirken esas yapmamız gerekenleri yerine getiremiyoruz. Konsantrasyonumuz dağılıyor.

  2. Selçuk der ki:

    Budur… +1

  3. Merhabalar Bilal Bey evlâdım,
    Ülke geleceğine dair fikirlerimizi ortaya dökerken, burada başat rolü olan gençliğin meselelerine şu şekilde bakmak lazım diye düşünüyorum. (Maddeler halinde):
    1) -Senin de altını çizdiğin gibi- gençlik kendini nasıl yetiştiriyor, gençliğin yön tayin edebilme kaabiliyeti ne durumda?
    2) Gençliğe yön verenler, yetişmelerinde katkısı olanlar (her kademedeki okul ve okul dışı olarak da ebeveynler ile sosyal çevre): Bunlar da zamanımızda ikiye ayrılıyor: a) Gerçek çevre, b) Sanal çevre.
    3) Gençliğin meseleleri toptancı bakışla nasıl görülebilir, Özel kategorilerine ayrıldığında yani Üniversite Gençliği vb. kısımlar içinde tahlil edildiğinde nasıl değerlendirilebilir?
    Bu maddelerin hepsi birer kitap hacminde konulardır. O nedenle gerisini insanların kendi ferasetlerine (doğru algılama kaabiliyetlerine) bırakarak özelde senin konuya dair de birkaç kelam edeyim:
    Seçimler ister genel seçimler isterse mahalli seçimler olsun, esasen Türkiye ve bazı az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi «herşey» demek değildir. Seçimler bir sonuçtur aslında. Bir birikimin rakamlarla ortaya dökülmesidir yani.
    Nedir o birikim? İşte senin gibi kendini sorumlu hisseden insanların toptan seviyesidir. Sorumsuzlarla zaten işimiz olmaz. Onlar toplum angaryaları, asalakları (ne derseniz) olarak yaşarlar ve ölürler. Ünlü düşünür C. Meriç’e birinin öldüğünü haber vermişler hani, “o yaşıyor muydu?” demiş.. Derin bir tesbittir bu. Yaşayan yaşadığını bir biçimde belli eder zira. Bir eseri olur, bir uğraşı olur, bir dâvası olur…
    Türkiye toplumunun toptan seviyesi nedir o halde? Bak bu da büyük bir kitap hacminde konu ama şu kadarını söylemekle iktifa edeyim: Türkiye Birleşmiş Milletlerin yaptırdığı sosyal temizlik, şeffaflık (toplum ahlâkı) anket ve araştırmasında her yıl on (10) üzerinden 3 veya 4 alırdı. Son geldiğimiz nokta ise 5 imiş. Okul hayatımıza vuralım bunu. Yani Türkiye şu anda ancak kıt kanaat geçer not alabiliyor. Ve bu ülke Müslüman! Bu ülkenin inancında (İslâm’da) temizlik, ahlâk birinci mevkide yer alır. Çalamazsın, haram yiyemezsin, başkasının hakkına tecavüz edemezsin, hattâ başkasının elindekini kıskanman bile caiz değildir, sadece gıbta edebilirsin ve maşa’allah dersin, kendini motive etmeye kullanırsın onun halini. Yani sen de çalışır onun gibi muvaffak olmaya uğraşırsın. Elbette netice Allah’tandır.
    Seçimlere dönelim. Seçimler 10 üzerinden ancak 5 alabilmiş bir ülkenin gösterge rakamlarından sadece bir tanesidir. Bana göre bu seçimler, kerhen de olsa Müslüman olan bir iktidar partisinin desteklenmesidir. Dine açık düşmanlık edenlerin hep olduğu gibi reddidir. Lâkin bu Müslümanlık iddiasındakiler hakikaten Müslüman ve dört dörtlük müdür? Elbette değildir. Buradaki sır ise şu hadîs-i şerîf’te saklıdır:
    «Ne haldeyseniz, öyle idare olunursunuz…»
    Selâm ve duâlarımla gözlerinden öperim. Yazın çok hoşuma gittiği için böyle uzun bir yorumu hak etti. Ramazan Ercan Bitikçioğlu

  4. engin altan der ki:

    Merhaba öncelikle şunu söyleyeyim güzel yazı ve çok haklı bir yazı. Fakat çevre bakış açılarıyla ve çevre baskılarıyla yanlış tercih yaparak yıllarını boşa geçiren bu milyonlar ne yapacak, liyakat yok diye aç mı kalacak hayatı boyunca işsiz mi kalacak? Devlet bu kesim için de bir şeyler yapmak zorunda değil mi ? devlette mühendis 4bin lira mı alıyor bu kesime bu kadar verme 2bin ver ama iş ver çünkü bu kesim de yıllarca okudu emek verdi bir karşılık almak istiyor. Umarım bu yorumuma cevap da haklı ve gerekçeli cevap verirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir