Kitapların Zararlıları: Kişisel Gelişim Kitapları

Kitap: Hayatınızdan koparmamanız gereken nesneler bütününe verilen cins isim. En azından benim sözlüğüme göre bu böyle.
Gerçek manada donanım istiyorsanız kitaplar bulunmaz hint kumaşıdır. Kişileri mukayese ederken tek yönlü bakmak doğru olmasa da düzenli okuyan bir birey ile okumayan ya da çok az okuyan bireyi birbirinden ayırt etmek inanın çok kolay. Kitapsız olmak da bir tercih. Eğer insan değilseniz tabi 🙂

Kocaeli Kitap Fuarı

        Bu yazımı kaleme almamdaki en büyük etken; her seferinde kitapçıları gezmeye çıktığımda rafların azımsanmayacak derecede fazla “kişisel gelişim” kitaplarıyla doldurulmasını görmem oldu. Benim gördüğüm kadarıyla bu dünya dönmeye devam ettiği sürece bitmeyecek bazı sektörler var. Bunlar: gıda sektörü ve insan denilen varlığın doğal zaafları üzerine oynayan her ne geliyorsa aklınıza!

Neden kişisel gelişim kitapları bu kadar çok satıyor?

  • Özlü sözler ve çoğu zaman içi dolu olmayan “umut”lar ihtiva ediyor olması.

Sosyal medyanın “yine” olumsuz bir özelliğine değineceğim maalesef. Sosyal medyayla hayatımıza hissedilebilir şekilde giren özlü sözler paylaşım furyasıdır. “Ne alaka?” dediğinizi duyar gibiyim. 🙂 Hemen cevap vereyim: Kişisel gelişim kitapları; özlü sözler kitabı olarak TDK’ya sunulsa devlet eliyle desteklenip basıma gönderilecek nadir türlerdendir. Anlam verilemeyen kısmı bu sözler artık klişeleşmiş durumda. Fakat yine de ısrarla ilgi görmeye devam ediyor. İnsanlar bu sözleri / tavsiyeleri çoğu kez hayatına uygula(ya)mamış olmasına rağmen. İnsanoğlu çoğu zaman aklında bile tutmadığı hoş hülyalara götüren bu sözleri seviyor. Tamamen doğal yollar bunlar. İşte zaaf olarak nitelendirdiğim kısım burada da kendisini nüksettirdi.

  • Günümüz insanlarının bir kısmında rahatça gözlemlenebilen arafta kalmışlık.

Kamp yapmaya gidiyorsunuz diyelim. Yanınıza fener almamak büyük aptallık. En az bir gece çadır kuracağınızı varsayıyorum. Şuan yeryüzünde pusulasız yola çıkmış büyük bir kitle birikti. Bu kitle ne iş yaptığı belli olmayan “yaşam koç”larını ortaya çıkardı. Bu kitlenin yönlendirilmeye ihtiyacı var. En azından 2000’li yılların şu zamanları için jenerasyon farklarından kaynaklanan psikolojik bir problem olduğunu düşünüyorum. Evet bu kişiler gizli psikolojik hasta! Kendileri bile farkında değil. Bu denli geniş kitleyi onlar üretmedi. Üretenler asıl üzerine düşeni yapmadı. Arafa takılı kalan bu kişiler; ne eski jenerasyonun kafa yapısını kabullenebildiler ne de yeni yapıyı hazmedebildiler. Eğitim sistemi de buna etkendir. Fizik, kimya, matematik; okullarını tamamlayabilmek için bireylerin önlerine sunulan bilimsel verilerdir. Neye hizmet ettiğini bilmeden çalıştılar. Öğrenmek diyemem. Çünkü öğrenirken insan amacına da ulaşacaktı. Ezberlemek buraya en uygun düşen kavram sanırım. Geride bıraktıkları “eski” dediğimiz jenerasyonda ne vardı peki? Mevzu-u bahis bireylerimiz; bir çok konuda geçiş dönemini yaşadığımız şu yıllarda din referanslı fantastik öğelere inanmaları mümkün olmadı. Ne geriye dönebildiler ne de önlerindeki yolu devam ettirebildiler. Bir yerde su kaçıracaktı elbet. Sanırım bu vakitlermiş.. İşte tam da bu bahsettiğim kitleye hitap eden “ilaç” gibi satırlar var artık: Kişisel gelişim kitapları.

  • Tüketim toplumunda tüketimi kolay olana oluşan ilgi

İnsanlığın en yavan ve basit düşünen nesli eminim bu dönemde ortaya çıkmıştır. Herşeyin olduğu gibi kitabın da kolay tüketileni ilk tercih sebebi oldu. Kişisel gelişim kitapları en basit dile / üsluba sahip kitaplardır ve ciddi mesai harcamazsınız. Kurgu yok, sistem yok. Birşeyleri anlatıp geçeceksiniz. Çünkü sizden beklenen bu. Üst satırlarda bahsettiğim gibi “yaşam koç”larının ne iş yaptığı belli değil. Aralarında makine mühendisi olan da var tarih okumuş olan da. Anadalı psikoloji ve benzeri bir alan olmadıktan sonra bir makineci benden daha fazla ne bilebilir ki?! Bu bilgeliği ona kim verdi? Yeri geliyor polisiye yazarının kitabına kılıf bulup “çok yavandı” diyen kişiler karşıma geçip kişisel gelişim kitabını överek okumaya devam edebiliyor. Çünkü o kitaplar, okuru düşünmeye zorlamadan kitap okutmuş oluyor. Bu kıstası neye göre yaptıklarını çok merak ediyorum. Kitap okuma oranlarımız artarken kişisel gelişim kitaplarının okunma oranları da artıyor. Lakin hikayenin başındaki gaye bu değildi. Okunan kitapta “edebiyat” olmasına özen gösterelim. Nicelikten önce nitelik oranlarını yükseltelim.

  • Özgüven eksikliği yaşayan kişilerin denize düştüğünde sarıldığı ilk yılan

kisisel gelisim

Aslına bakarsanız ana fikir; “insanın kendisiyle barışık olması gerektiği” ilkesi idi. Çok da güzel bir şey değil mi? Bence de. Fakat insanlar bu ayarın dozunu tutturamadı. “Sadece kendime güvenmeliyim, inanmalıyım! En önemli kişi benim!” derken bir anda etrafta “yürüyen ego”ları görmeye başladık. Kimse burnundan kıl aldırmaz oldu. Mutluluğu hedeflerken; kimse kimseye tölerans göstermez olunca birden bire herkes mutsuz oldu. İnsanlar insanları kolayca gözden çıkarmaya başladığı anda daha da körüklendi bu duygular. Afyonun en kuvvetlisini doğal yollardan içimize çekmiş olduk.

  • “Biz” eski moda – “Ben” yeni moda

Siyasi boyutuna çok girmek istemiyorum. Fakat bu konuda da yer vermek durumundayım. Çünkü birebir etkenlerden birkaçı da -ist ile biten düşünce ve yönetim şekilleri. Günümüz dünyası artık kapitalist yapıyla yürütülüyor. Bunu inkar etmenin ya da buna itiraz etmenin bir manası yok. Gizli bir durum da yok zaten ortada. Kapitalist düşünce yapısında “biz” kavramına kesinlikle yer yoktur. “Ben” demezseniz kaybedersiniz mottosuyla yola çıkmış olan kapitalizm sizi bu anlamsız yarışa sokup dertsiz başınıza dert açıyor. Sonu olmayan bir kavgaya giriyorsunuz. Geçmiş olsun cümlemize.

Son Söz: Daha fazla yazımı uzatarak sizi de sıkmak istemiyorum. Tartıştığımız konudan çıkartacağımız birkaç ana başlık var. Bunlar;

Tabiat boşluk kabul etmez: Bireyin (toplum içinde konumuna göre değişebilir) bazı değerlere ve hayata bakışındaki net düşüncelerine inancı zayıfsa bu boşluğu dolduracak arayışlara girer. Bunlar afyonun kana daha da hızlı karışması demektir.

“İçinizdeki devi” yazılanlarla uyandıramazsınız. 8 dakikada ikna sanatı diye bir sanat dalı yoktur. 10 adımda karakter analizi yapamazsınız. O adımları atarken ya ayağı da orada bırakır ya da analiz etmeye kalktığınız karakter siz oluverirsiniz. 🙂

Kitap okurken de seçici olalım. Kontrolsüz güç, güç değildir! 🙂

Bu yazı Genel, Kişisel kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitapların Zararlıları: Kişisel Gelişim Kitapları için 3 cevap

  1. Ali Murat der ki:

    Kişisel Gelişim Kitabı Okuyan Arkadaşların Öğrenemediği Bir Konuda İnsanların Duygularla Hareket Eden Bir Varlık Olduğu Bu Yüzden Sizinde Dediğiniz Gibi 10 Adımda Karakter Analizi Yapamazsınız. Bizlere Kötü Kitabı Anlattığınız İçin Teşekkürler..

  2. ahmet der ki:

    teşekkürler admin bize günümüz dünyasındaki ben i tekrar gösterdigin için

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir